Binali Yıldırım’dan Adaylığı ve Gündeme Dair Açıklamalar

Binali Yıldırım’dan Adaylığı ve Gündeme Dair Açıklamalar

PAYLAŞ

AK Parti’nin İstanbul adayı Binali Yıldırım, NTV’de yayınlanan “Adaylar NTV’de” programında, İstanbul ‘da 55,5 milyon metrekare yeşil ağ olduğunu, kendilerinin de bu koridor üzerine 37,5 milyon metrekare daha ekleyeceklerini söyledi. Yeşilağ projesini anlatan Yıldırım, “Yeşil koridorların amacı, yeşil ile maviyi buluşturmak. Kıyılarımız var ama karşınıza birden bina çıkıyor kesintiler bulunuyor sahilde. Denizle Kuzeyi buluşturacağız. Böylece yaklaşık 6 milyon metrekare bir yeşil alan kazanıyoruz.” dedi.

AK Parti’nin İstanbul adayı Binali Yıldırım, NTV canlı yayınında Ahmed Arpat ve Simge Fıstıkoğlu’nun sorularını yanıtladı.

Simge Fıstıkoğlu: Sizin kariyerinizde siyaset öykünüze baktığımız sıra dışılıklar var. Parlamenter sistemin son başbakanısınız, ardından planlanandan kısa süre süren Meclis Başkanlığı, çünkü bir koltuğa talipsiniz. Aslında değişiklik siyasetçiler için biraz risk demektir. Ne hissediyorsunuz bu kısa süreli değişikliklerle ilgili.

Binali Yıldırım: Ben bunlara alışığım. 2002’den veri ilk İstanbul milletvekili seçildikten sonra hemen Ulaştırma Bakanlığına başladım. İlk seçimde İstanbul’dan Erzincan Milletvekilliğine gittim, daha sonra İzmir milletvekili adayı oldum. Daha sonra İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldum, sonrasında tekrar arar verdik 3 dönemden dolayı. Sonra tekrar İzmir milletvekili oldum. Başbakanlık görevi var, ulaştırma bakanlığından seçim öncesi istifa eden bakanlardan biri olarak 3 sefer istifa ettim 4 sefer döve geldim. Siyasi yaşamım 16 yıl içinde çok hareketli. Dolayısıyla alışığım böyle bir şey olunca hiç şaşırmadım ve yadırgamadım.

Ahmet Arpad: Sayın Cumhurbaşkanı ile de çok uzun süreye yayılmış bir yol arkadaşlığınız var.

Binali Yıldırım: O tarafı ayrı tabi. 70’li yılların sonunda yolumuz kesişiyor. Ondan sonra beraber çalışma 1994 sayın Cumhurbaşkanımızın belediye başkanlığı ile beraber İDO Genel Müdürü olarak başladım.

Ahmet Arpad: Genç bir siyasetçi için hayal kurulabilecek hemen her yere ulaşmışsınız. Herhalde bir Cumhurbaşkanlığı kaldı.

Binali Yıldırım: Herkes kendi işini yapsın hiç karıştırmayın. Cumhurbaşkanımız var başımızda Allah sağlık sıhhat versin.

Ahmet Arpad: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı geldiğinde bir tereddüt ettiniz mi? Buraya kadar gelmişken tekrar sahaya inmek o farklı bir mesai gerektiriyor çünkü.

Binali Yıldırım: Benim siyasi geçmişim ve meslek geçmişime baktığınızda ben hep icraatın içinde bulunan bir insanım. Yol, köprü, havalimanı, internet ağları, hızlı trenler yani sürekli insanımızın hayatını kolaylaştıran, yaşan kalitesini arttıran, doğu ile batı arasında altyapı farklılıklarını azaltan bir görev alanım olmuş. Tabii Meclis Başkanlığı işte Atatürk’ün koltuğu, Cumhurbaşkanından sonraki makam orası da çok onurlu bir yer. Milli iradenin tecelli ettiği yer. Kurtuluş Savaşımızı Gazi Mustafa Kemal oradan yönetti. Ama o görevi de kısa süreli olsa da yaptım. Onun hazzını da aldım. Burada bir ihtiyaç hasıl oldu. Bu da benim hoşuma gitti doğrusu. Sevdiğim alışık olduğum sürekli üreten, proje yapan mühendis olduğum için benim şeyime daha uygun geldi. Bir de tabi hanım ve çocuklarla, torunlarla da daha çok birlikte olma şansım olacak. O da işin tatlı tarafı. Kader çizgimizde ne varsa onu yaşayacağız.

Ahmet Arpad: Adaylığınız açıklanmadan önce bir konu vardı, “Bir protokol sorunu acaba yaşanır mı?” diye. Bu tartışmalara nasıl baktınız? Çünkü o dönem İstanbul’a ya da size özel bir düzenleme yapılabileceği haberleri de çıkıyordu.

Binali Yıldırım: O haberleri ben de gördüm gülümsedim geçtim. Protokol dediğiniz şey size bir yazı ile verilir, bir zarfla geri alınır. Önemli olan insanların gönlündeki protokolünüz. İnsanların gönlünde makamınız varsa o makam en üstün makamdır. Gerisi gelip geçicidir. Ama bizim devlet geleneği dikkate alınacaksa protokol büyükten başlar. O bakımdan ben bunları dert eden birisi değilim. Biz yaptığımız hizmetlerin insanlarımızın gönlüne dokunacak ne kadar çok iş yapmışsak bizim için en yüksek makam odur.

Simge Fıstıkoğlu: Başlangıcı Eyüp Sultan’dan yaptınız. Cumhuriyet Halk Partisi’nin il seçim bürosunu da ziyaret ettiniz. Hem orada nasıl karşılandığınızı sormak istiyorum hem de bir Cumhur İttifakı var. Milliyetçi Hareket Partisi teşkilatı ile nasıl bir çalışma yürütülecek sizin tarafınızdan?

Binali Yıldırım: Önce Eyüp Sultan’a gittik orada şükür duamızı yaptık. Sonra oranın bir yaya yürüme caddesi var esnaflarla buluştuk o cadde üstünde. Yol üzerinde AK Parti seçim irtibat bürosuna uğradık. Yürürken baktım sağ tarafta Cumhuriyet Halk Partisi irtibat bürosu var oraya da girelim dedik. Planlı bir şey değildi. Girdik böyle bir şaşkınlık oldu kısa süre. Selamlaştık, tebrik ettik, başarılar diledik. Bu gayet normal bu niye yadırganır anlayabilmiş değilim. Savaşta değiliz, aramızda kan davası yok. İstanbul’un belediye başkanlığı için bir kampanya yürütüyoruz. Dolayısıyla ben bu kampanyanın olabildiğince sakin, bir gerginlik olmadan, İstanbul gündemine odaklı yapılmasını arzu ediyorum. Tabi ittifaklar var, ittifaklar arasında sert rüzgarlar esebiliyor bunlar genel siyasetin konuları. Ankara’nın işi. Ama bizim işimiz İstanbul. İstanbul’a yoğunlaşacağız, İstanbul’u anlatacağız, projelerimizi konuşacağız. İstanbulluların geleceğe yönelik beklentileri nedir, bunlara nasıl karşılık vereceğiz, ben kampanyanın, genel siyasetin gergin havasına kurban gitmesini istemiyorum. Bu yerel seçim çünkü. Yerel yöneticiler seçilecek. Gündemin mümkün olduğunda İstanbul ve İstanbul sorunlarıyla ilgili olmasını diliyorum. Bunun dışında tabiki parti liderleri ittifakın tarafları kendi kampanyalarını kendi söylemlerini icra edecekler.

Ahmet Arpad: Bu beka tartışmaları sizi rahatsız ediyor ben onu anladım.

Binali Yıldırım: Bekaya itirazı olan var mı? Beka dediğiniz Türkiye’nin bayrağı, toprağı ile bölünmez bütünlüğü, milleti, devleti yani dört temel ilke, üniter yapımız, Türkiye’nin 780 bin metrekare toprağı içerisinde tek devlet, tek millet, tek bayrak şeklinde bir yapı. Bu yapıya kim itiraz eder? Burada sorun HDP olabilir. Ama HDP’yi de Kürt seçmenle ayırmak lazım. HDP’nin belirli bir şekilde terör örgütünün etki alanından çıkamadığınız bugün herkes biliyor. Ama bütün Kürt vatandaşlarımızı, İstanbul’da yaşayan milyonlarca Kürt kardeşimizi HDP’nin kalıbı içerisine getirip sıkıştırmak onlara en büyük haksızlık olur. Biz nihayetinde İstanbul’un tamamını yönetmeye, bütün İstanbul’da 81 vilayetin her tarafından gelen, İstanbul’un zenginliğine zenginlik katan bütün hemşerilerimize hizmet edeceğiz. Onların hayatını kolaylaştıracağız, yaşan kalitesini yükselteceğiz, geleceğe yönelik gençlerimize, kadınlarımıza yerel inisiyatifte daha fazla fırsat tanıyacağız. Dolayısıyla bu açıdan baktığımız zaman bir beka sorunuyla ilgili ben bir endişe taşımıyorum.

Simge Fıstıkoğlu: HDP’den bahsetmişken İstanbul’da Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti’nin ortak adayı olarak Ekrem İmamoğlu rakibiniz, HDP’nin ise aday çıkartmaması stratejik bir hamle olarak yorumlanıyor: Bu hamleyi nasıl yorumluyorsunuz?

Binali Yıldırım: Burada doğrusunu konuşmak gerekirse hedef Kürt kökenli vatandaşlarımızdır. Oradaki oyları herkes kendi hanesine peşin peşin yazıyor. Ben bunu çok etik de bulmuyorum. Ben bütün İstanbullu kardeşlerime, ‘Biz bir genel seçim yapmıyoruz, milletvekilleri seçmiyoruz, Cumhurbaşkanı seçmiyoruz onları yaptık gitti. Şimdi İstanbul’u 5 yıllığına yönetecek sizin aradığınızda her an ulaşabileceğiniz, iç içe olacağınız yönetici seçeceksiniz’ diyorum. Dolayısıyla bir takım ideolojik kalıplarla, ön yargılarla hareket etmek bu şehrin geleceğine bir katkı sağlamaz. O yüzden adaylara bakın, adayların kapasitelerine bakın, tecrübelerine bakın, yapıp yapamayacaklarına bakın ona göre karar verin. Onun dışında geçmiş işte Cumhuriyet Halk Partisi-HDP arasındaki konuşmalar görüşmeler sanki şöyle bir hava oluşturuluyor, ‘HDP Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve İYİ Parti’nin birlikte olduğu Millet İttifakı’nın içerisinde ve orada yerini alacak ve bu şekilde Kürt vatandaşlarımızdan destek alacağını düşünüyor’. Hiç kimsenin oyu bir partinin cebinde değildir. Seçmen artık bilinçlendi. Bu bizim içinde geçerli. İletişim kanalları çoğaldı. Gençler şu anda bizim klasik siyasetle pek ilgilenmiyorlar. Onların elinde internet var, sosyal medya var. Bu internet üzerinden her şeyi takip ediyorlar, ilgisiz filan da değiller.

Ahmet Arpad: HDP seçime girmiyor evet ama HDP seçmeni de kendi partisi adayı olmadığı için diğer adayları daha dikkatle izleyecek. Bu noktada sizin HDP seçmenine yönelik onları ikna etme adına bir kampanyanız, çalışmanız olacak mı?

Binali Yıldırım: Özellikle HDP’ye yönelik bir çalışma yapmayı düşünmüyorum. Ben İstanbul’un bütününe hitap eden bir kampanya yürüteceğim. Yani yol, trafik sorunu HDP’ye oy verenin de sorunu, Cumhuriyet Halk Partisi’ne AK Parti’ye oy verenin de sorunu. Orada bir ayrım yapamazsınız. Hizmette siyaset olmaz. Benim bugüne kadar yaptığım işlerde bunu gördüm. Seçimde siyaset yaparsınız, kampanyanızda siyasetiniz, partinizin ilkeleri neyse bunları savunursunuz ama seçim gününden sonra artık siyaset bitmiştir, hizmet başlamıştır ve hizmette de siyaset olmaz. Herkesin ayağına hizmeti götüreceksiniz. Önemli olan sizden memnun olanlar değil onlar zaten size destek veriyor ve arkanızda duruyor. Gayrimemnun olanların sayısını ne kadar azaltabilirseniz süreç içinde o zaman toplumsal kucaklaşmayı o kadar başarmış olursunuz.

Simge Fıstıkoğlu: Seçimin ertesi sabahı siz herkesin belediye başkanı olacaksınız. Dolayısıyla zaten ekonomik olarak biraz zor günler geçirdik geçirmeye de devam ediyoruz. Acaba seçmenin de biraz daha barışçıl mesajlara, daha dingin vaatleri dinlemeye ihtiyaçları var mı sizce? Örneğin sanki gençler bunu daha çok talep ediyor.

Binali Yıldırım: Tabii, karamsar bir tutum, karamsar bir tablo ülkeye de İstanbul’a da hiç bir yararı yok. 2008’den beri dünyanın ayarı bozuldu. Bir küresel kriz başladı Amerika’da başladı hala devam ediyor. 10 yıldır dünyada ekonomi büyümüyor. Dünya ekonomisi 80 trilyon dolara çakıldı kaldı. Yüzde 3’ün altında büyümeler gerçekleşiyor. Yüzde 3’ün altında büyüme demek dünya küçülüyor. Enflasyonu, iş talepleri bunları dikkate aldığınızda büyük bir sorunla karşı karşıyayız. Türkiye bu sorundan bağımsız değil. O bakımdan bizim mutlaka geleceğe yönelik daha toparlayıcı daha olumlu mesajlar vermek mecburiyetimiz var. Bu tabi bir hayal dünyasına sürüklemek anlamında demiyorum. Bu sıkıntıları biz geçmişte de yaşadık. Küresel krizden biz çok az etkilendik. Daha sonra 17-25 Aralık, Gezi olayları, 15 Temmuz’da düşünün hemen sonra biz yüzde 4 küçüldük ama çok hızlı toparladık ve 2017’yi yüzde 7.4 büyüme ile kapattık. 18’de bir sıkıntı yaşadık ve şimdi bir dengeleme sürecindeyiz. Bunu da atlatıp tekrar güzel günleri birlikte yaşayacağız.

Ahmet Arpad: Bugün, ‘İstanbul’u 25 yıldır biz yönetiyoruz, iyisiyle kötüsüyle sorumlusu biziz’ dediniz. İyisiniz mutlak yaptıklarınız çok anlatıyorsunuz ama ben kötüsünü almak isterim. Bir özeleştiri olarak 25 yılda yapamadık dediğiniz ne var?

Binali Yıldırım: Şimdi iyi şeyler bize ait iyi olmayanlar bize ait değil dersek kolaycılık olur. 2994’ten beri adı AK Parti değil ama AK Parti düşüncesi yerel yönetimlerde İstanbul’da İstanbul iktidar. Sayın Cumhurbaşkanımızın belediye başkanlığı ile başlıyor ve ondan sonra devam ediyor. Cumhurbaşkanımız da açıkladı İstanbul’da yapılaşmayı, imarı dengeli yapamadık. İstanbul’un dokusunun zaman zaman bozulduğu, dikey yapılaşma ile bu hep gündem oldu. Yeşil alan yapılaşma dengesi istediğimiz şekilde gelişmedi. Bunu tabi bir olumsuzluk olarak ele alacaksak bu var. Bir de 99 depreminden sonraki dönüşümde geç kaldık. Dolayısıyla bu iki konu özeleştiri olarak ele alabiliriz. Bunun için diyeceğim bir kere depremle ilgili dönüşümün vadesi yok. Çok riskli yapılarımız var. Hemen dönüştürülmesi lazım. Öncelikli işlerimizden birisi bu. Yine depremle ilgili biliyor musunuz büyük bir depremde insanları toplayacağımız emniyetli bir alan yok. Şu anda İstanbul’un içinde bulunan parkların tamamını kullansak yarısını anca topluyoruz insanların. Diğer yarısını toplayacağımız güvenli alan yok.

Simge Fıstıkoğlu: Şimdi dönüşümde geç kaldık itirafları geliyor sizden. Tabi vatandaş olmanın da bazı sorumlulukları var hangimiz toplanma alanımızı biliyoruz. Aslında orada biraz herkesin özeleştiri yapması gerekiyor. İstanbul’da olası bir deprem anında 30 bin binanın risk altında olduğu tahmin ediliyor.

Binali Yıldırım: 40-50 bin diyende var bunu.

Simge Fıstıkoğlu: Bir yandan İmar barışı hayata geçti. Riskli yapıların denetimi bu imar barışından sorna nasıl sağlanacak.

Binali Yıldırım: İmar kirliliğiyle ilgili orada ne yapacağız onu söyleyeyim önce. Bir Allah nasip eder İstanbullular bizi seçerse belediye başkanı olursak, benimle beraber seçilen mecliste plan tadilat dosyaları gündemin birinci maddesi olmayacak. İmar revizyon dosyaları meclise gündemlerinin ana konusu olmayacak. Bu çok önemli bir şey. Bu işi uzmanları ne söylediğimi çok iyi anlıyorlar. Yani ısmarlama sipariş üzerine imar planı yok. Şehirciliği esas alan ada bazında, mahalle bazında, ilçe bazında dönüşümden bahsediyorum. Bir binam var gayet güzel, etrafından yollar geçmiş değerlenmiş 3 katlı. Ben gideyim bunu 23 katlı yapayım diye imar plan değişikliği istiyor. Şehrin planlamasını bu bozuyor. 3 kattan 23 kata çıkıyorsun otopark ihtiyacı düşünülmemiş, altyapı ihtiyacı düşünülmemiş, yeşil alan ihtiyacı düşünülmemiş al başına bir sürü sorun. Görüntü kirliliği ve etrafındaki binalarında hakkının gasp edilmesi. Böyle kazık gibi çıktı etrafında bir sürü bina var onların görsel hakkı var onu da engellemiş oluyorsunuz. Çok kritik ve çok ileri bir taahhütte bulunuyorum, bu bahsettiğim imar yapılanmasındaki yatay mimariden ziyade dikey yapılaşmayı önleyecek konu bu. İmar barışında Türkiye’nin bir problemi var. İzmir’de binaların yüzde 62’si imar mevzuatına aykırı. Ya imarı yok ya eklentiler var işlenmemiş imar değişiklikleri var, veya çok sağlıksız, dayanıksız yapılar. İstanbul’da da var. Türkiye’nin her tarafında var. Bunlar 40 senedir devam eden hep ötelenmiş problemler. Sorunları torunlara havale ederek bu günlere gelinmiş. İmar barışıyla biz artık buraya bir çizgi çekiyoruz. Bu taraf sorunlu alan burada bir beyaz sayfamız var. Bu yanlışlığı biz kabul ediyoruz diyoruz. Aynen parlamenter sistem ile cumhurbaşkanlığı sistemi gibi. 82 Anayasası’nda parlamenter sistem kabul edilmiş evren paşa Cumhurbaşkanı olacağı için ona da bir ton yetki verilmiş sürekli çatışma. Biz onu düzelttik. Burada da diyoruz ki bu alan bu fiili durumu biz gördük artık kabul ediyoruz. Bundan sonra eğer hukuki hale getirmek istiyorsan bu binaları yenileyeceksen kurala göre yenileyeceksin. Eğer teknik olarak burada yenileme ihtiyacı varsa buna da itiraz edemeyeceksin. Yani bir imar hakkı filan vermiyor. Burada sadece bu mülkiyetten imar uygulaması olmamasından kaynaklanan ciddi bir sorun var. Doğalgaz bağlayamıyor, tapusu yok kendisini mal sahibi hissedemiyor. Bunların kaldırdık rahatlattık bundan sonrası modern şehircilik anlayışına göre kademe kademe burada değişim yapılacak. Depremsel değişim olacak veya yerinde dönüşüm olacak. Bir ada alacağız mesela bu adanın etrafından burada yeşil alanı da olacak, sağlık tesisi de olacak, okulu da olacak.

Simge Fıstıkoğlu: İnsan doğası gereği değişime bir karşılık verir ya böyle bir proje de seçmeni sizce korkutabilir mi?

Binali Yıldırım: Burada rıza esas yani zorla bir şey olmaz. Demokrasilerde hele hele bilinçlenmenin bu kadar hızla yayıldığı bir yerde tamam ben sizin için bunu uygun gördüm siz karışmayın diyerek işin içinden çıkamayız. Sabırla kararlılıkla, oturacağız, konuşacağız, tehlikeyi anlatacağız. Tamam karşı çıkıyorsun kardeşim o zaman deprem olursa bu bina yıkılırsa ne yapacaksın? Bu kadar insanın hayatının sorumluluğunu alabiliyor musun? Konu insan hayatı olduğunda yerine göre artık re’sen bile yapılabilir.

Ahmet Arpad: İmar barışıyla ilgili bir çizgi çekiyoruz dediniz ve bir anlamda devlet milletiyle imar konusunda barışıyor ama mesela olumsuz örneklerde var İstanbul’da. Örneğin ruhsatta 3 katlı bir bina yapmış üstüne 5 kat çıkmış. İmar barışı için mesela başvurabiliyor. İncelemeden geçecek mi bu imar barışı için başvuranlar?

Binali Yıldırım: Zaten imar barışının amacı yapı stokumuzun fotoğrafını çekmek. Elimizde bilgi yok. Böylelikle kim ne yapmış ne etmiş onu da görüyoruz. Kartal’daki apartmanı kastediyorsunuz adamlar kendilerine mezar inşa etmişler. Yani olacak iş değil. Bunun tabi denetim boyutu da var. Burada aç gözlülük var. Bir sürü insanın hayatına mal oldu. Burada yapana suçlu, yaptıran suçlu ama bunu takip edip denetlememek ayrıca sorgulanması gereken bir şey. Genel olarak insanların kanunlara riayet etmesi hiçbir denetlemeye gerek kalmadan beklenir. Ama durum öyle değil, henüz o bilince tam erişemedik.

Ahmet Arpad: Mesela ben senin bu imarınla barışmam denecek mi?

Binali Yıldırım: Bu tespit yapıldıktan sonra gayet tabi. Bir kere kazanılmış hakkını geri alamayız. Ama diyelim ki 7 katlı bir bina var biz buna imar barışı yapılmış. Biz bunun tespitini yapacağız bu bina bu şekilde olmaz. Sen yine 7 kat yap ama bu binayı yenilmen lazım. Birinci adım tespit. Şimdi ortaya fotoğrafın tamamı çıkmış oldu. Müracaat etmeyenlerde vardır.

Ahmet Arpad: Yapamadık dediğiniz konulardan biriydi depremle ilgili toplanma alanları oluşturamadık dediniz. İstanbul ana planı yapılmış deprem için, orada bazı bölgeler aslında toplanma alanları olarak belirlenmişti sonra oralarda yapılaşma oldu.

Binali Yıldırım: Şimdi bir karış alan yok. Şimdi işin bedeli büyüdü. Önce yaptık sonra kendi elimizle oraları temizlememiz lazım. Hem maliyet hem o insanların razı edilmesi bu deprem bilincinin yerleştirilmesi bunlar ciddi mesai harcanacak konular ama yapılması lazım.

Cumhurbaşkanımız bunu söyledi suçun itirafıdır filan denildi. Ama Cumhurbaşkanımız 4 buçuk sene İstanbul’u yönetti. Ondan sonra yönetenler sizin partinizden filan diyebilirsiniz ama nihayetinde onlar da insan. Bir de bu işin ilçe belediyeleri boyutu var. Türkiye’de bugün 8 ayrı kurum imar yetkisine sahip. İki belediye var diyelim birisi A partisinden birisi B partisinden birbirlerine siyaseten rakip. Şu işi yapacak B belediyesi A belediyesi engel oluyor. A belediyesi muhalefet B belediyesi iktidar. Yapamayınca bu sefer gidiyor başka yolsan çözüm arıyor veya tersi oluyor. Dolayısıyla esasında imar konusunda yetki alanlarını daraltmamız lazım.

Simge Fıstıkoğlu: Sizin İstanbul’a dair projeleriniz arasında da yeşil alanın arttırılması en önemli hedeflerden biri. Yatay mimari kulağa çok güzel geliyor ama bir yandan da mimari ne kadar yatay olursa o kadar yeşil alana az yer kalıyor. Dikey mimari istenmiyor belki ama çevresinde o kadar çok yeşil alan barındırabilir. O denge nasıl sağlanacak?

Binali Yıldırım: Şu anda İstanbul’da ilk defa geçen yıldan itibaren eksi göç veriyor. Yani İstanbul göç almadı göç veriyor. 60 bin azaldı. İstanbul bundan böyle doygunluk düzeyine ulaştı. O halde işimiz nispeten zor değil. Yapılan bu yüksek binalar zaten yapıldı bundan sonraki bakış açısı önemli. Bundan sonra dikey yapılaşma yok. Yatay yapılaşmayı da yerinde dönüşümle düzelteceğiz ama bazı bölgelerde mutlaka yeni alan oluşturmamız lazım. Biz bunun detayını çalıştık çözüm üretebiliyoruz.

Ahmet Arpad: Tanzim satış noktaları var İstanbul’un belli başlı noktalarında. Nasıl bakıyorsunuz buna? Seçim sonrasında kalkacak deniyor birkaç aylık açıldığını söylemişti sayın Cumhurbaşkanı. Siz seçilirseniz bunu kalıcı hale getirir misiniz? Mesela halk ekmek gibi bir marka yarattı İstanbul Büyükşehir Belediyesi bunun gibi başka markalar olabilir mi?

Binali Yıldırım: Tabi meseleye bütüncül bir bakış getirmek gerekiyor. Yani yaşanan bu sebze meyve fiyatlarındaki dalgalanmalar belirli mevsimsel şartlardan kaynaklanıyor. Siz kışın ortasında yazın sebzesini meyvesini yerseniz bunun normal fiyatlarla almayı beklemezsiniz. Eskiden karpuz yemek isteseniz kışın bulamazdınız ama şu anda sera var yiyebilirsiniz. Ama onun bir bedeli var. Yazın da sebil oluyor neredeyse bedavaya alabiliyorsunuz. Bu ani fiyatlardaki oynaklığı bir ölçüde mevsimsel şartlara ve o üretimin yapıldığı yerdeki doğa olaylarına bağlamak lazım. Hava koşulları sıkışıklık yaratabiliyor veya daha çok ihracata yükleniyor fiyatta oynamalar olabiliyor. Esas olan piyasanın kendi şartlarında oluşmasıdır. Devlet bir tekelleşme oluşmuşsa, fiyat kontrolü kaybolmuşsa devreye girer. Halk ekmeklerin oluşmasınım arkasındaki düşünce budur ve o tutmuştur şu anda. Sebze meyvedeki durumu şu anki müdahale yerindedir ama daha uzun vadede kapsamlı ele alınması lazım. Devlet uzun vadede ticaret yapamaz. Ticaret yapanın amacı para kazanmak, işini büyütmek. Ama devlet memuruyla bu işleri sınırlı yapabilirsiniz. O bakımdan bu işi daha kapsamlı ele alacağız. Amacımız çarşı, pazardaki sebze meyve satanlara rakip olmak değil orada haksız kazanç, bir spekülatif hareket varsa bunları dengeleyecek bir hamle. Merkez Bankası var mesela dövizde filan bir takım spekülatif faaliyetler oluyor müdahale ediyor. Geçici bir müdahale oluyor işleri yoluna koyduktan sonra geri çekiliyor. Şu andaki uygulamalar kısmen rahatlatmış gözüküyor. En azından devletin bu konuda kayıtsız kalmadığını icap ederse vatandaşın şikayetlerini ortadan kaldıracak adımları atabileceğini gösteriyor. Halk ekmek böyle başlamış ve bir kalite tutturmuş vaziyette.

Ahmet Arpad: Bu sebze meyveye ulaşımı kolaylaştırmak için bir gıda üsleri kurmayı planlıyorsunuz.

Binali Yıldırım: Buradaki düşüncemiz normal hal yasasına göre hallerde bulunan kabzımallıkları yüzde 20’sinin üretici olması lazım. Üretici olmayınca hepsi oradan buradan tedarik ediyor bu da orada sorunu arttıran bir konu. Buna dikkat edeceğiz. Mesela Bayrampaşa halinde 764 dükkan var bunlardan sadece iki tanesi üretici. Üretici ile perakendeyi buluşturacağız böylece fiyatlar düşecek. Gıda üsleri ile haller arasındaki fark bir Anadolu yakasında bir Avrupa yakasında gıda üsleri olacak. Sebze meyve olacak, su ürünleri olacak, kuru gıda olacak, et süt ürünleri hepsi aynı yerde olacak. Dolayısıyla ihtiyaç sahibi perakendeci gelince bütün ihtiyaçlarını görüp gidecek. Bir orada ağırlıklı olarak üreticiler olacak. Bunun sadece fiyatları makul düzeyde tutmak değil şehir içi trafiği de rahatlatacak. Kuru gıda için bir yere gidiyor, balık için bir yere gidiyor sebze meyve için başka yere gidiyor, toptan et süt için başka yere gidiyor. Bununda önüne geçilmiş olacak.

Ahmet Arpad: O zaman Yenikapı’daki o deniz ürünleri hali kalkacak.

Binali Yıldırım: O zaten kalktı Büyükçekmece’ye gitti.

Ahmet Arpad: Onlar kalkacak belli başlı iki noktada olacak.

Binali Yıldırım: Bir Anadolu bir Avrupa yakasında çok geniş kapsamlı gıda üssü diye tabir edeceğimiz yapılar olacak.

Simge Fıstıkoğlu: İstanbul deyince aklı ilk gelenlerden birisi maalesef trafik. Dünyada genelde tüm metropollerin sorunu bu. Diyorsunuz ki, ‘İstanbul’da trafik sorununu yüzde yüz çözerim diyene inanmayın”. Peki yüzde kaçı çözülür?

Binali Yıldırım: Ben bunu söyledim, gazetenin biri dedi ki, “Trafik sorununu çözersem bana inanmayın” diyor. Evet aynı şeyi söylüyorum yüzde yüz trafik sorununu çözeceğim diyorsa birisi ben de diyorsam inanmayın. Bunu başaran hiçbir büyükşehir yok. Onlar hatta kısıtlama yaparak çözüm bulmaya çalışmışlar. Yasaklıyorlar, tek plaka çift plaka vesaire. Onlarda araç sayısı daha fazla bizde o kadar yok. Yüzde kişiye 3.6 ile oran İstanbul’da en yüksek. Yunanistan’da bile yüz kişiye 5 araçtan fazla düşüyor. Artmaya devam edecek ama yol olmayınca ne yapacak arabayı. Yüzde yüz demiyoruz ama katlanılabilir bir trafik akışı olacak. Yani trafik akacak. Bir kere toplu ulaşımı arttıracağız, raylı sistemin payını arttıracağız. Şu anda 170 kilometre ortalaması da yüzde 18. İstanbul’da 15 milyonun üzerinde araçlarla seyahat var bir 15 milyonda yaya gidiyor. Bu 15 milyonun sadece yüzde 18’i kabataslak 3 milyon kadarı raylı sistemi kullanıyor. Geri kalanın bir kısmı özel aracını bir kısmı metrobüsü kullanıyor ama toplamda toplu ulaşımın payı çok düşük. Çözüm raylı sistemde. Metrolarda, hafif raylı sistemlerde, yüzeysel metrolarda. Bu çözümü gelecek 5 yıl içerisinde raylı sistemin payını yüzde 48’e çıkaracağız. Bir başka deyişle 518 kilometre toplam raylı taşıma sistemi olacak. Bugün karayolunun payının da yüzde 48’e düşmesi demek bu. Geriye kalan yüzde 4 ise deniz taşımacılığı. Bazıları deniz taşımacılığıyla İstanbul’un sorunları yüzde yüz çözülür diyorlar. Ben denizciyim ömrüm bu işlerle geçti böyle bir şey yok. Karşıdan karşıya geçişlerin sayısı belli. Eskiden iki köprü vardı şimdi 3 oldu yetmedi Marmaray’ı da koyduk, Avrasya Tünelini de yaptık 5 geçiş var. Zaten oraları insanlar kullanıyor. Diyelim Haydarpaşa’dan girip Yenikapı’dan çıkmak varken iskeleye git gemiye bin oradan Sirkeci’ye geç oradan başka bir vasıtaya bin kim yapabilir bunu. Erişilebilirlik açısından ne kadar kuvvetlendirirseniz toplu ulaşım o kadar tercih edilir. Siz arabanızdan, evinize yakın bir metro olunca vazgeçersiniz, arabanıza o metronun gideceğiniz yere kadar gidip parklayacağınız bir alan olursa vazgeçersiniz. Bizim yapacağımız taşıma türleri arasında tam bir entegrasyon, aktarma istasyonlarda parklanma ve raylı sistemi İstanbul’un geneline yayma. Anadolu yakasında bir yere oturuyorsunuz, 5 sene içerisinde her yöne vatandaş 750 metre gittiğinde bir toplu taşıma istasyonuna varacak.

Ahmet Arpad: İstanbul kalabalık bir şehir, İstanbullu binalar arasında sıkışıyor, yeşilliklerin hayalini kuruyor. Her aday bir yeşil İstanbul vaat ediyor ama nasıl sorusu önemli. Sizin hayal ettiğiniz İstanbul ne kadar yeşil?

Binali Yıldırım: Şu anda 55.5 milyon metrekare yeşil ağ var İstanbul’da. Yeşil koridor boyunca da 37.5 milyon metrekare ve toplam bizim yapacağımız yeşil alan. Bunu yeşil koridorlarla oluşturacağız.

Simge Fıstıkoğlu: Kamulaştırmaya çok ihtiyaç olmayacak dediniz yani mevcut alanlar daha da yeşil hale mi getirilecek?

Binali Yıldırım: Bu koridoru oluşturunca yeşillendirme yapılacak, yürüyüş yolları, bisiklet yolları yapılacak. Bunların en dar kesiti 15 metreden az olmayacak. Ortada 5 metrelik en az bir dere olacak iki tarafında da en az 5’er metrelik bir yeşil alan olacak. Oradaki coğrafyanın yapısına bağlı olarak bazen 100-150 metreye kadarda çıkabiliyor.

Simge Fıstıkoğlu: Şehir terasları var bir de…

Binali Yıldırım: Büyükdere Caddesi’ni düşünün mesela iki tarafta yüksek yüksek binalar var ortada da Büyükdere Caddesi var. Karşı karşıya geçiş yok. Burada çalışan insanlar ne yapacaklar, nerede aralarda vakit geçirecekler? Burada caddeye dokunmuyoruz onun üzerine adeta bir Millet Bahçesi yapıyoruz. Trafik aşağı inmiyor, caddenin üstünde yeşillendirilmiş teras yapıyoruz. Yolun üstünde bu yapı oluşturuluyor. Başka yerlerde de, geometrisi müsait olan yerlerde bu yapılacak. Şu anda 7 ilçede 200 metrede parka ulaşamayan mahalleler var. Bunları Park 200 projesi dediğimiz yani 200 metrede bir anne babaların çocuklarına nefes aldıracağı parklar oluşturacağız. Bu parklardan bir adım sonra semt bahçeleri geliyor, bir adım sonra millet bahçesi geliyor onun tamamlayıcı parçası da bu yeşil koridorlar geliyor. Böylece bir ekosistem bir çevre projesi ortaya çıkmış oluyor.

Ahmet Arpad: İstanbul 4.0’ı dillendirdiniz. İstanbul 4.0’dan ne anlamak gerekiyor?

Binali Yıldırım: Endüstri 4.0’dan çağrışım yapıyor. Bir defa İstanbul’a dört dörtlük hizmet diye tanımlayabiliriz ama diğer bir şeyi teknolojik araçlarla İstanbul’un yönetimi. Akıllı ulaşım sistemleri, 7-24 interaktif trafik yönetimi gibi. Endüstri 4.0’la konvansiyonel endüstri arasında ne fark var? Bilişim teknolojileri yapay zeka, robot teknolojilerinin ve akıl terinin alın terinden daha fazla olduğu bir sanayi sistemini kastediyoruz. 94’te sayın Cumhurbaşkanımız iktidara geldiğinde İstanbul 1.0 vardı. O zaman İstanbul’un konuşulan konuları toplanamayan çöpler, çamur çukur ve hava kirliliği, Haliç’in kokuları konuşuluyordu. Şimdi onlar gündemden kalktı. Daha sonra İstanbul 2.0’a geldik sosyal belediyecilik başladı. Yavaş yavaş kavşaklar, köprüler, raylı sistemler yapılmaya başlandı. İstanbul 3.0’a geldik mega projeler oldu. Avrasya Tüneli, Marmaray projesi, 3. Köprü gibi hızlı tren gibi bunlar devreye girdi. Şimdi 4.0’da biraz daha yenilikçi teknolojileri kullanarak bunu trafik alanında yapabiliriz, turizm alanında yapabiliriz, fuarcılık alanında yapabiliriz yani İstanbul’un altyapısını kullanarak İstanbul’a katma değer sağlayacak birtakım hizmetleri bir takım işleri yapmak. Yani internetin, akıl terinin, gençlerin, dijital yerlilerin ben gençlere öyle diyorum, bize de dijital göçmen diyorum. Biz bilgi toplumunun içinde doğmadık ama gençler bilgi toplumunun içinde doğdu bize göre daha avantajlılar. Biz onlardan öğreniyoruz. Eskiden tersi oluyordu. Z kuşağı denen bir kuşak var biliyorsunuz 2000’li yılların gençleri bambaşka bir hayatları var. Bizim konuştuğumuz şeyler onlara çok hitap etmiyor. Onların konuştuğunu biz anlamıyoruz. Dolayısıyla İstanbul 4.0 kuşakları birbiri ile buluşturan ve şehrin geleceğini planlayan bir proje. Sadece altyapı değil sadece trafik değil İstanbul’un ekonomisi gençlerin İstanbul ekonomisindeki rolü, kültür sanatta kadın nasıl yer alacak, bütün bunları yenilikçi teknolojileri kullanarak gerçekleştirme.

Simge Fıstıkoğlu: İstanbul denilince birçok kişinin aklına İstanbul’un kedileri köpekleri de geliyordur. Uzun süredir hayvanseverlerin gündemini meşgul eden konulardan bir tanesi de hayvan hakları düzenlemesi… Maalesef teknolojinin de ilerlemesiyle hayvanlara yapılan eziyetin, işkencenin, kötü muamelenin görüntülerine artık daha sık duyar olduk. Orada hayvanlara yapılan kötü muamelenin kabahatler kanununda değerlendiriliyor olması kamuoyu vicdanını yaralayan bir durum. Bu konuda bir kamuoyu vicdanı, bir kamuoyu farkındalığı da oluştu. Sizin TBMM başkanlığından ayrılmadan öncede yine gündeme gelen konulardan bir tanesiydi. Hem İstanbul’un kedileri kepekleri hayvan barınakları ve benzeri hayvan sorunları değinelim istiyorum hem de meclisten ayrılmadan önceki bu düzenlemeyle ilgili birkaç kelam etmek istersiniz.

Binali Yıldırım: Hayvan haklarıyla ilgili bir kanunumuz var. Şu anda yetersiz. Bunların cezaları çok anlamsız. Günün ihtiyaçlarına göre hayvan haklarını düzenleyen onlarda canlı olduğuna göre onların da hakları var bir kanuna ihtiyaç var. Ama bu yeterli değil ayrıca başı boş hayvanlar tabi bir sorun. Bir tehdit oluşturuyor. Onlara da bir çözüm getirecek bir düzenlemeye ihtiyaç var. Onların rehabilitasyonlarıyla ilgili bir düzenlemeye ihtiyaç var. Bu hayvanlara karşı işlenen suçlara verilecek cezaları da içerecek bir düzenlemeye ihtiyaç var. Bütün bunları kapsamlı şekilde bir kanun yasal olarak yapmayı çok arzu ettim. Bu teklifi vermek istedim. Ancak bunu veremedim. Sebebini, bu konuda çok fazla dernek var ve bu derneklerin yaklaşımları birbirinden o kadar ayrışık ki bir ortak noktaya getirmek mümkün olmadı. Hal böyle olunca biz bu konuyu bir meclis araştırma konusu yapalım dedik. Buraya gelmeden önce dün itibariyle diğer bazı milletvekili arkadaşlarımızla birlikte bir meclis araştırma komisyonu kurulması için önerge verdik. Bu önerge işleme girdi bu hafta içinde bu komisyon kurulacak. Hayvan hakları, hayvanlara yapılan kötü muameleye ilişkin kapsamlı bir meclis araştırması. Bütün partiler milletvekili veriyor ve bütün sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya geliyorlar , saha çalışmaları yapıyorlar, bu konuda uluslararası uygulamaları inceliyorlar, uzman görüşlerini alıyorlar ve sonuçta ortaya kapsamlı bir şey çıkıyor. Bu çalışmayı esas alarak yapılacak bir düzenleme çok daha bütün kesimlerin ihtiyacına cevap vermiş olacak. Bununla da yetinmedik son zamanlarda sahaya indiğimizde insanlardan teknoloji bağımlılığı diye şikâyetler alıyorum. Madde bağımlılığı kadar önem kazanan bir teknoloji bağımlılığı var. Bilgisayarın başından kalkmıyor, internetin, telefonun başından kalkmıyor bu da büyük bir tehdit. Bu bağımlılık noktasına gelenler bir anlamda kendini bütün insanlar izole etmiş vaziyette. Bu bağımlılıkla ilgili de bir meclis araştırması komisyonu kurulacak önümüzdeki günlerde. Daha büyük bir sorun haline gelmeden sigara, içki gibi yeni bir bağımlılık şekli doğuyor. Teknolojinin bize getirdiği güzel taraflar var, bilgiye erişimizi sağlıyor, bilgi üretmemizi sağlıyor, bunların hepsine eyvallah ama bir de olumsuz tarafları var.

Ahmet Arpad: Engelli vatandaşlardan ‘Sayın Yıldırım bu şehri bizler için engelsiz hale getirmek için neler yapacak’ soruları çok geldi.

Binali Yıldırım: Bence cevap çok basit. Kafalardaki engeli kaldırmamız lazım. Engel insanlarda değil kafalarda. Biz kendimizi fiziki engelimiz yok diye düşünüyorsak bu çok büyük bir talihsizliktir, her an bizde engelli olabiliriz. Onun için onların penceresi ile hayata bakmamız lazım. Ben çocukluğumda hatırlıyorum köyümde bayram ziyaretlerine giderdik bize çeker filan verirlerdi. Bir komşumuz vardı evine girdiğimizde bir kapalı kapı görüyorduk. Oraya yönelince hemen çeviriyorlardı. Çok merak etmişimdir niye o kapalı hep kapalı diye. Meğer engelli bir çocukları var utanıyorlar kimseye göstermek istemiyorlar. Onu bir yere kapatmışlar orada duruyor. Bu anlayış yıkıldı artık. Engelliler hayatın içinde var olmaya başladılar ve insanlarda engellerinden dolayı kendilerini ayıplamıyorlar. Çünkü biz hükümetlerimiz döneminde buna çok sahip çıktık. Ciddi anlamda engellilere pozitif ayrımcılık yaptık, kamuda işe girmeleri konusunda ciddi ayırdık onları. Engellerle ilgili mesela çürük, sakat gibi tabirler vardı bunların hepsini çıkardık yasalardan, anayasadan çıkardık. Özürlü gibi incitici tabirleri ortadan kaldırdık. Şimdi tek tanım engelli. Şimdi şehrin altyapısı, kaldırımları, binaların içerisindeki erişimler ne yazık ki kanun olmasına rağmen, kural olmasına rağmen maalesef bugün bu ihtiyacı karşılamaktan uzak. Birkaç sefer süre kondu 2014’ün sonuna kadar bu iş bitecek denildi maalesef bitmedi tekrar süre uzadı. Bunu öncelikli konu olarak ele almamız gerekiyor. Bırakın engelliyi siz İstanbul kaldırımlarında engelsiz olarak doğrusal hareketle yürüyebiliyor musunuz? Ya araba park etmişti ya da başka engel konulmuştur. Bakın inşaat olabilir ama oraya bir perde yapıyor içine bir tünel yapıyor, tünelden geçip gidiyorsunuz. Yani sizin umuma açık alanları hiç kimse kendi tekelinde görüp işgal edemez. Kıyılar içinde böyledir kıyı olmayan alanlar içinde böyledir. Bu en temel insan hakkıdır ve anayasada da teminat altına alınmıştır. Ama gel gör ki uygulamada maalesef insanlar bulunduğu yerde genişlemeye devam ediyor ve vatandaşın hakkını gasp ediyorlar. Bunlarda bizim öncelikli olarak mücadele edeceğimiz işler arasında yerini alacak.

Simge Fıstıkoğlu: İstanbul şüphesiz bir marka. Bir markayı güçlendirmek için onun hem pazarlamasına yatırım yapmak gerekiyor hem de markanın kalitesini arttırmak gerekiyor. Projeler arasında Fatih ilçesinin bir ‘Kadim İstanbul’ olarak kurgulanması gündemde. Peki başka vizyon projeler var mı?

Binali Yıldırım: Bizim 39 ilçemiz var. Her biri aslında bir şehir. Nüfusu 1 milyona dayanmış ilçemiz var. Dolayısıyla bu ilçelerin biri veya birkaçını belirli bir kimlik tanımı ile geliştirmek istiyoruz. Örneğin Fatih işte Kadim İstanbul, Eyüp Sultan ‘inanç turizminin merkezi’ gibi şehri bir tema ile geliştirdiğiniz zaman o ilçenin ekonomisi bilinirliliği de artacak ve ciddi anlamda bir katma değer elde edilecek. Bu düşünce çok önemli olduğu için Kadim İstanbul deyince suriçiini düşünmek lazım. Sur içinde mümkün olduğunca yayalaştırma yapmak lazım. Orada sonradan kanser hücresi gibi yapılmış kimliği olmayan yapıları ayıklamak lazım. Bunlar yabancılar İstanbul’a geldiğinde göstereceğimiz bir mekanımız var ama tam o duyguyu vermiyor. İstanbul üç medeniyete ev sahipliği yapmış bir yer, gösterecek o kadar çok güzelliğimiz var ki. Ama bunları maalesef yerli yerinde kullanamıyoruz.

Ahmet Arpad: Toplamda kaç proje ile geliyorsunuz?

Binali Yıldırım: Proje çok 1400-1500 proje var ama asıl biz 9 başlıkla projeleri takdim edeceğiz. Üreten İstanbul, kolay İstanbul, yaşayan İstanbul, yeşil İstanbul, güvenli İstanbul, dinamik daha ziyade spor alt yapısı, çevreci İstanbul ve herkes için İstanbul, Akıllı İstanbul şeklinde başlıklar. Bunların tamamı 5 yılda hayata geçmez ama önemli fark oluşturur.

Simge Fıstıkoğlu: Siz icracı bir bakanlık görevini yürüttünüz İstanbul özelinde de önemli projelere imza attınız. Bir kısmında artık başbakandınız ama temel atma töreninden ilk andan son ana kadar oradaydınız. ‘O bittiğinde derin bir oh çektim’ dediğiniz proje var mı?

Binali Yıldırım: Beni en çok yoran proje diye tabir edeyim Marmaray’dı. Marmaray projesinin önemli özelliği Marmaray projesi sadece toplu ulaşım projesi değil aynı zamanda bir tarih projesi. Sadece kazılardan dolayı 5.5 yıl gecikti. İnsanlar bizi acımasızca eleştirdiler ama bir yandan da İstanbul’un 2 bin 500 yıllık bilinen tarihi 8 bin 500 yıla çıktı. Eğer müsaade etseydik artık 7. yüzyıl belki milattan önceye kadar gideceklerdi arkeologlar, insaf edin dedik. 2004’te temel attık fiilen 2009’da ancak başlayabildik. Ama tabi onun bitirilme hikayesi çok farklı. O projeyi Japonlar ve Türk firmaların ortak yapımı. Onların verdiği tarihe göre 2018’de bitecekti. Ama biz Cumhuriyet’in 90.yıldönümünde 2013 29 Ekim’inde açtık.

PAYLAŞ

BİR CEVAP BIRAK